Bu Blogda Ara

13 Nisan 2011 Çarşamba

BOHEM: Ajdara telefon şakası bülent ersoy mustafa topaloğ...

BOHEM: Ajdara telefon şakası bülent ersoy mustafa topaloğ...

Ajdara telefon şakası bülent ersoy mustafa topaloğlu

SINAV

12 Nisan 2011 Salı

kendine servis yapan kedi

HİNT MİTOLOJİSİNE KADIN VE ERKEK YORUMLARI


KADINI:

Tanrı, yaprağın hafifliğini

ceylanın bakışını

güneş ışığının kıvancını

sisin gözyaşını aldı

rüzgarın kararsızlığını

tavşanın ürkekliğini buna ekledi

onların üzerine taşların sertliğini

balın tadını 

kaplanın yırtıcılığını

ateşin yakıcılığını

kışın soğuğunu

saksağanın gevezeliğini

kumrunun sevgisini kattı

bütün bunları karıştırdı, eritti ve kadın yaptı


ERKEĞİ İSE:

Tanrı, kaplumbağanın yavaşlığını

boğanın bakışını

fırtına bulutlarının kasvetini

tilkinin kurnazlığını

boranın dehşetini aldı

sülüğün yapışkanlığını

kedinin yaramazlığını

hindinin kabarışını

gergedan derisinin sertliğini onlara ekledi

bunların üzerine ayının kabalığını

bukalemunun şıpsevdiliğini

sivrisineğin vızıltısını kattı ve erkeği yarattı












DEHA BİR DENİZLİ YEREL GAZETESİDİR

11 Nisan 2011 Pazartesi

BOHEM: Gönderen : Kerem Özer Konu : 4 ÖNEMLİ DERS...Kerem...

BOHEM: Gönderen : Kerem Özer Konu : 4 ÖNEMLİ DERS...Kerem...: "DERS 1>> Bir gün bir tavşan, ağaç dalında boş boş oturan baykuşa sordu; Senin gibi bütün gün boş boş oturabilir miyim? Baykuş; Tab..."

Gönderen : Kerem Özer Konu : 4 ÖNEMLİ DERS...Kerem Özer

DERS 1>>



Bir gün bir tavşan, ağaç dalında boş boş oturan baykuşa sordu; Senin gibi bütün gün boş boş oturabilir miyim?

Baykuş; Tabi, neden olmasın.Tavşan da öyle yaptı. 
Birden bire bir kaplan ortaya çıktı ve tavşanı yedi. 



Moral of the story: Boş, boş oturmak için çok, çok yüksekte oturuyor olmanız gerek.



DERS 2>>


Hindi: Bu ağacın en üst dalına çıkmak istiyorum ama hiç gücüm yok...

İnek: Neden benim dışkımdan biraz yemiyorsun? onlar besin deposudur.
Hindi bir parça dışkı yedi ve gerçekten bunun ilk dallara ulaşacak kadar enerji verdiğini farketti.
Ertesi gün biraz daha yedi ve ikinci dala ulaştı.
Birkaç gün sonra ağacın en üstüne çıkmayı başardı.
Ama bir çiftçi aniden ağacın tepesindeki hindiyi farketti ve onu vurdu.



Moral of the story: Bok yemek sizi en üste çıkartabilir, ama orada kalmanızı sağlamaz.





DERS 3>>



Vücut ilk kez bina edildiğinde hangi organın müdür olacağı tartışması başlamış.
Beyin; vücudun bütün işlevlerinin kendisine bağlı olduğunu, o olmazsa vücudun yaşayamayacağını söylemiş.
Ağız; yemek yemezse vücudun açlıktan öleceğini söylemiş.
Eller; dışardaki bütün işi yapan kendisi olduğunu söylemiş.
Ve birden göt ortaya atlayıp müdürün o olması gerektiğini söylemiş.
Bütün organlar ona gülmüş.
Buna kızan göt faaliyetlerini durdurmuş.
Birgün, iki gün derken organların tamamı artık sancıya dayanamamışlar ve göt müdür olmuş.



Moral of the story: Müdür olmanız için beyine sahip olmanız gerekmiyor. Herhangi bir götde bunu yapabilir.





DERS 4>>



Küçük bir kuş kışı geçirmek üzere güneye gidiyordu.
Hava çok soğuktu,
Kuş donarak yere düşerken tam o sırada oradan geçen bir ineğin attığı dışkının üzerine düştü.

Donmak üzere olan kuş dışkının sıcaklığıyla ısındı.
Çok mutlu oldu, neşe içinde şarkı söylemeye başladı.
Ordan geçmekte olan bir kedi kuşun sesini duydu.
Onun nerde olduğunu keşfetmekte gecikmedi.

Kuşu dışkıdan sıyırdı ve yedi.



Moral of the story: Üzerinize bok atan herkes düşmanınız değildir, Sizi boktan kurtaran herkeste dostunuz değildir ve eğer bir bokun içine düştüyseniz çenenizi kapalı tutun.................

BOHEM: IŞIL ÖZGENTÜRK ' CUMHURİYET YAZISI

BOHEM: IŞIL ÖZGENTÜRK ' CUMHURİYET YAZISI: "Cumhuriyet GazetesiIşıl ÖZGENTÜRK Küçük çocuk annesine sordu: ''Sol ne demek?''Anne bir süre düşündükten sonra yanıtladı:''Sol; ..."

BOHEM: DENİZ KIZIMI OLMAK İSTERSİN YOKSA BALİNA MI ( GÜNÜ...

BOHEM: DENİZ KIZIMI OLMAK İSTERSİN YOKSA BALİNA MI ( GÜNÜ...: "Avustralya’da, bir spor salonunun camında bir reklam; zayıf ve bronz tenli bir kadın, hemen yanında şu yazıyor:“Bu yaz, denizkızı mı olmak ..."

DENİZ KIZIMI OLMAK İSTERSİN YOKSA BALİNA MI ( GÜNÜN FIKRASI)


Avustralya’da, bir spor salonunun camında bir reklam; zayıf ve bronz tenli bir kadın, hemen yanında şu yazıyor:

“Bu yaz, denizkızı mı olmak istersiniz, yoksa bir balina mı?

Afişteki mankenin fiziksel özelliklerinden çok uzak olan orta yaşlı bir kadın, spor salonunun reklamına sesli bir cevap veriyor:

İlgilenenlere duyurulur,

Balinaları arkadaşları asla yalnız bırakmazlar, yunuslar, deniz aslanları, meraklı insanlar..

Aktif bir cinsel yaşamları vardır, hamile kalır, sevimli bebek balinalar doğururlar.

Denizde yüzer, oynarlar. Polinezya adalarının mercan kayalıkları gibi muhteşem yerleri görme şansına sahiptirler.

Balinalar harika şarkı söylerler, CD’leri bile vardır.

Bazı insanlar dışında, onlara zarar vermek isteyecek tek bir varlık yoktur. Dünyada herkesin sevdiği, koruduğu ve hayran kaldığı şahane hayvanlardır.

Denizkızı?

Öncelikle, denizkızı diye birşey yoktur.

Var olsalardı da kimlik karmaşası sebebiyle psikolog kapılarında sıra oluştururlardı . Balık mısın? İnsan mı?

Cinsel hayatları yoktur. Yanlarına yaklaşan erkekleri öldürüyorlar, nasıl olabilir ki? hem, iyice bir bakın, gerekli donanım nerede??

E, sonuç olarak çocukları da olmaz.

Zaten balık kokan bir kadını kim ister ki?

Sonuç?

Ben balina olmayı tercih ederim.

Medya sadece zayıf insanların güzel olduğunu savunuyor ama ben çocuklarımla dondurma yemeyi, beni heyecanlandıran adamla güzel bir akşam yemeğinde sohbet etmeyi, arkadaşlarımla çikolata paylaşmayı çok seviyorum.

Zamanla kilo alıyoruz; çünkü, kafamıza o kadar çok bilgi yüklüyoruz ki yer kalmıyor ve bedenimizin diğer bölümlerine yerleşmeye başlıyor. Yani, biz kilolu değiliz, inanılmaz kültürlü, eğitimli ve mutluyuz.

Bugünden itibaren, aynaya bakıp da kalçamı gördüğümde, şunu düşüneceğim:

“Allah’ım ne kadar da akıllıyım!”

IŞIL ÖZGENTÜRK ' CUMHURİYET YAZISI

Cumhuriyet Gazetesi
Işıl ÖZGENTÜRK
Küçük çocuk annesine sordu: ''Sol ne demek?''
Anne bir süre düşündükten sonra yanıtladı:
''Sol; sokakta seksek oynamak demek, korkudan öleyazsan da lunaparkta zincirli sandalyeye binmek demek, gece yatağından gökyüzünü izleyip gözüne kestirdiğin bir yıldızla sır paylaşmak demek, küçük fokları gaddarca öldüren fok katillerini hiç unutmamak ve kürk giymiş bir bayanın üstüne, 'Yaşasın foklar' diyerek kalıcı boya atmak demek.
Yunusların bazen bir insan olduğunu düşünmek ve onların o muhteşem özgürlüklerini kıskanmak demek.
Afrika'da bir ay sonra 700 bin yaşıtın çocuğun susuzluktan öleceğini öğrenip kumbaradaki parayı koşarak acil yardım kurumlarına götürmek ve bundan böyle diş fırçalarken musluğu kapalı tutmak demek, yemeğini bitirip geri kalanını üşenmeden bir torbaya koyup en yakın hayvan barınağına götürmek demek, köpeğini gezdirirken bir poşete onun
bıraktıklarını almak ve çöp kutusuna atmak demek.
Kesilen her ağaç, yanan her orman için ne yapıp edip mutlaka ve mutlaka ağaç dikmek demek,
kimselerin bu orada ne yapıyor demesine aldırmadan insanların kumsalda bıraktığı çöpleri toplamak demek’…
Çok meraklı olmak demek’…
Şu yaşadığımız dünyada kaç dil konuşuluyor, farklı kaç renk insan var, neden Çinliler sütle yapılmış yiyecekleri yiyemezler, Güney ve Kuzey Kutbu'na kaç kişi gitmiştir, onların bu yolculuklarda başına neler gelmiştir, şu bizim oturduğumuz kentin kaç kapısı var, şu bizim oturduğumuz kentte kaç müze var, yazıyı ilk bulan kavim Sümerlerin kaç tanrısı varmış, Hititlerin kaç tanrısı?
Hint mitolojisiyle Yunan mitolojisindeki tanrılar birbirine ne kadar benzer, güçlülerin tanrısı Apollon'un da, Hint tanrılarından en sevilen insan başlı fil tanrı Gades'in de yardımcıları neden faredir, bir karınca bir kilometreyi ne kadar zamanda kat eder, sesten hızlı giden uçakların hızı saatte kaç kilometredir, neden erik ağaçları erken çiçek açar, dünyada kaç çeşit kurbağa vardır, insanın en yakın akrabası gerçekten su sineği midir?

Freud neden herkesin bildiği bir bilim adamıdır, karpuz neden soğuk suya bırakılır, dünyada parfüm yapılan kaç çeşit çiçek vardır, çöllerde kum fırtınaları  neden hala insanların korktuğu bir doğa olayıdır, kırlık alanlarda neden ay ve yıldızlar daha parlaktır, aşk nedir, bu neden başımıza gelir, kalbimiz sık sık neden kırılır, vicdan nedir, neden yalan söylerken yüzümüz kızarır’…'' 
Küçük çocuk ''Anne dur biraz'' dedi, ''kafam karıştı!..''
''Elbette karışacak'' dedi annesi, ''Dünyanın en zor sorusunu sordun, devamı var.
Sol demek; her yaptığın işin neye yarayacağını bilmek demek, okuduğun her kitabı, denizlerin tuzunu, göklerin mavisini iyi bilmek demek, bir ormanda pusula olmadan Kuzey Yıldızı’’na bakıp yolunu bulmak demek, herkes birinin karşısında mum gibi dururken kendin gibi durmak demek’…
Geceden ölesiye korkmak ama geceyi sevmek demek, gün batımlarını sevmek demek, ormandaki tüm sesleri sevmek demektir’…
Sol, kendin için dans etmek demek, ağız dolusu gülmek demek, her yenilgiden sonra söyle bir silkinip kendi küllerinden yeniden doğmak demek.''
Küçük çocuk birden bağırdı.
''Şimdi anladım'' dedi, ''Sol demek, hiç durmadan düş kurmak demek!''

Sağ ne demek?

Küçük çocuk annesine sordu, ''Anne peki sağ ne demek?'' Anne bir
süre düşündü ve yanıt verdi: ''Sağ'', dedi, ''öncelikle hiçbir şeyi merak
etmeden sana verilen bilgiyle yetinmektir.
Sana sus denildiğinde susmak, konuş denildiğinde konuşmaktır.
Sürekli kendini yetersiz hissetmektir. Kendini sürekli başkalarının
peşinden giden biri kılmaktır. Geceleri sırlarını paylaşacak bir yıldızın
varlığından habersiz olmaktır. Toplama kamplarının bacası sürekli
tüterken 'Bizim o kamplarda yaşananlardan haberimiz yoktu', deme
ikiyüzlülüğünü göstermektir.. Sokakta kocaman bir adam küçücük bir
çocuğu döverken hiç ses çıkarmadan oradan koşarak uzaklaşmak
demektir. Büyük alışveriş merkezlerinde özürlüler için ayrılmış
otopark alanına büyük bir pişkinlikle park etmek, 'Neden oraya park
ediyorsun, orası özürlüler için' diye soran birine de 'Ben de kafadan
sakatım' diye gülerek yanıt vermektir.
Sağ demek; Kahve sohbetlerinde, memleket durumları konuşulurken
'Kardeşim bu memlekette üç beş kişiyi asacaksın, bak o zaman her
şey nasıl şaaak diye biter' , yollu fikir yürütmektir. 18 yaşından küçük
çocukların, yaşlarının büyültülüp idam edilmesine neden olan askeri
darbe başkanının yaptığı resimleri hâlâ yalakalık olsun diye almak
demektir. Grev yapan isçiler için, 'Canım bunlar da çok oluyor artık,
dünyanın parasını alır gene de doymazlar' cinsinden düşünce
üretmektir. Mangal keyfi için orman içinde ateş yakmak ve yangın
çıkarmaktır. Evinin içini tertemiz yapıp, kapının önünün bok
götürmesini önemsememek, hastanelerde ameliyattan yeni çıkmış bir
hastanın yanında fosur fosur sigara içmektir. "Kadınların saçı uzun
aklı kısadır," sözünü pek bir sevmektir.
Küçük çocuk yeniden sordu: ''Anne insanların büyük çoğunluğu bu
dediklerini yapıyor?''
Çocuğun bu sorusu karşısında anne gülümsedi ve yanıt verdi:
''Bekle daha bitmedi, devam ediyorum.
Sağ demek, süt yerine meşrubat içmenin daha doğru olduğunu
söylemek ve bunun yaygınlaşması için dünya kadar reklam parası
vermektir. Tüketimi destekleyen yüzlerce reklam sloganı yazıp
ardından da 'Bu dünya düzeni şöyle değişir' diye ahkâm kesmektir. En
pespaye dizilerde oynayıp 'Ben en devrimciyim' demektir.
Oy vermek yerine o gün pikniğe gitmektir. Körlerin, spastik
özürlülerin, sakatların sokaklarda görünüp de moral bozmamaları için
yolları, parkları, tuvaletleri sadece ve sadece normallere (!) göre
yapmak demektir.
Sağ demek; Zehirli atıklarını toprağa gömen ya da denize bırakan
büyük işyerlerine komik miktarlarda para cezası verilmesini uygun
görmektir. Tarihi ören yerlerindeki mermerleri yasağa rağmen
kesip kesip inşaatta kullanmaktır. Denizleri, ırmakları, toprağı
kirletmek ve bundan adeta büyük bir keyif almaktır. Açık havada
öpüşen, koklaşan çiftleri koşa koşa gidip polise ispiyon etmektir.
İşlediği suçlar için iki rekât namaz kılıp Allah'ı kandırdığını
sanmaktır. Arkadaşın bir haksızlığa uğradığında onu
savunmamaktır. Büyük derbilerden sonra aşka gelip gelişigüzel
ateş etmek ve seken bir kurşunla evlerinin balkonunda oyun
oynayan dört yaşındaki çocuğu öldürmektir. Sinemaya giden kız
kardeşini sokak ortasında bıçaklayıp zafer işareti yapmak
demektir.
Sağ demek; bilgiyle, sabırla, vicdan duygusuyla, hukukla,
ahlakla, etik değerlerle dalga geçmek ve bu dağları ben
yarattım dercesine kurum kurum kurumlanmaktır.''
Küçük çocuğun bu kez gerçekten kafası karışmıştı.
''Anne'' dedi, ''Bu sağ ne kadar çok yerdeymiş, ben
korkmaya başladım.''
''Hayır, korkma'' dedi annesi. “'Daha pek azını duydun. Kim
dedi sana bunları merak et. Artık öyle 'korkuyorum,
vazgeçtim demek yok. Geç kaldın.”
Anne yeniden başladı, ''Sağ demek...''
Anne sözünün sonunu getiremedi, çocuk koşarak karyolanın
altına saklandı.



10 Nisan 2011 Pazar

SAYIN,arkadaşlar  sayfayı artık ben deniz MELTEM KURT  hazırlıyor, bundan böyle  sizlerle beraber olmayı ve dileklerinizi ve isteklerinizi yerine getirmeye çalışacağım. Öncelikle bu sayfayı beraber yön vermemizin iyi olacağı kanaatindeyim bunun için yazılarınızı beklemekteyim.  SAYGILARIMLA

Öncelikle kendimi tanıtayım. Ben 1969 da  6 ayın 17 sinde dünyaya İzmir/Bornova da dünyaya geldim. Babam bir asker olduğu için Ana dolunun çeşitli yerlerinde görev alırken biz de onunla bol miktarda seyahat ettik. İki ağabeyim var şuan da onlarda hayatlarında bir yerlerde. blok yazmaya rainbow arkadaşımızı görünce karar verdim sayfasındaki yazılar ve videolar oldukça etkiledi beni. sadece benim olan bir blok sayhası umarım beni yarınlara taşır diye düşündüm tabi ki zamanla çoğalacak görüntüler ama şu an sadece bu yazı ile başlıyorum.